kurmaca biyografiler
Filmler, şarkılar, kitaplar, şehirler ve yazarlar... Bende kalan izler...
15 Ocak 2026 Perşembe
Bir kez tanışmak yetmez
13 Ocak 2026 Salı
Günün Postası
Öğle tatilindeyim. Sabah kahvaltı yaptım. Aç değilim. Önümde yazmak için yeterince zaman var. Buraya bir şeyler eklemek, tarihe not düşmek hevesindeyim. Nereden başlayacağımı bilmiyorum, ne hakkında yazacağımı da...
Ne konuşacağını bilmeyen tüm insanlar gibi laf çeviriyorum şu an, sahada top çeviren bir oyuncu gibi. Ya da sadece eklemlerimi ısıtıyorum, antrenmana başlayan bir sporcu gibi. Bir kelime, bir kelime daha... Birbirine ülenince, bir kar küresi gibi büyüyünce anlamlı bir şeyler çıkmaya başlıyor çünkü biliyorum.
Kendime yatırım yaptığım bir dönemdeyim, kendimle çalıştığım, birikmiş yasları yaşadığım ve saldığım... Tam zamanı belki de. Zemheri kış var dışarıda. Geceler uzun, soğuk. Kar yağıyor başka memleketlere. Buraya sadece atıştırdı. Tutmaktan uzak. Bitkiler yapraklarını döktü. Doğa uykuda. Bahara hazırlanmak için güç topluyor. Ben de kırıldığım yerlerden yeniden serpilmek için güç topluyorum.
Kendimle yeniden tanışıyorum. Kendimle ilgili ne çok etiketim varmış onları fark ediyorum. Sahi ben gerçekten öyle biri miyim? Ben kimim? Sorulara yanıt arıyorum. Limitlerimi anlamaya çalışıyorum. Yapmak istediklerim, cüret ettiklerim, edemediklerim... Nerede durmalıyım, nerede devam etmeliyim? Hepsi teker teker düşüyor önüme. Çok isteyip girmediğim o yola bakıyorum sonra. Biliyorum zamanı değil. Stratejiye tutunma. İhtiyaçlarını fark et diyorum. Kendimi yatıştırmak, avunmak ve sabretmek için dikkatimi, ilgimi ihtiyaçlarımı fark etmeye getiriyorum.
Sık sık yürüyorum. Bu sabah da yürüdüm. Yürürken zihnim sık sık hayal alemine kaçtı. Fark ettikçe şu an hayal kuruyorsun, burada değilsin diye diye kendimi şimdiye getirdim. Martıları, karabatakları izledim, martıları besleyen bir balıkçıyı. Adımlarımı fark ettim. Ayak tabanımın yaylanmasını, bacaklarımın arkasının gerilmesini. Elimden geldiğince mindful bir şekilde tamamladım yürüyüşümü. Telefonu alıp mesaj atmaya yeltenmedim. Zihnim şahane bahaneler çıkarıyor karşıma oysa. Ama unutmadım aklımda. Bile bile lades yok! Bu hafta sonu Çanakkale'de Başkanlar Konseyi var. Dört gözle bekliyorum. Yoğunluk, kalabalık, dışarıdan gelen hekim arkadaşlar... Kafam dağılacak ve kararıma sadık kalabileceğim. İnsanın kendine sadık kalması iyi bir şey. Sadık kalamadığım kimseleri düşünüyorum son zamanlarda, aldattıklarımı, elini sessizce bıraktıklarımı, yolumu ayırdıklarımı, hikâyemde yeri olduğu halde anmadıklarımı... Kimiyle yıllar sonra bağlantı kurmanın, kendimi ifade etmenin, çemberi kapatmanın bir yolunu buldum. Bu çok huzurlu bir şey. Yüz yüze ya da söz söze kurulamayanlar, fiziki olarak alıcısına ulaşmayacak mektuplarda birikiyor. Bu ara çok mektup yazdım. Çok uzun mektuplar. Pek çok kişiye. Eklesem uç uca, iki ince öykü kitabı çıkar, o hacimde mektuplar... Birikmiş tortular, utançlar, pişmanlıklar, hayaller, istekler, gerçekler... Hepsi bir bir çıkıyor ama gözyaşları yine de nadiren akıyor. Aksın istiyorum. Kovamın yeniden dolması için kimi konularda önce o ağırlıkların, boğazdaki yumruların, kalpteki taşlaşmaların açılması gerek... Benim salınmam bol bol, hafiflemem, açılmam, incinmem gerek.
Dışarıda kış var. Yeni yılla beraber ektim kimi iyi niyet tohumlarını. Hangileri tutacak baharda göreceğim. Cevabının zamanda saklı olduğu sorularla darlamayacağım kendimi. Her şeye iyi gelen zamana bırakacağım kendimi, takvim tutmazlıklarından uzak kalacağım ümidiyle.
Dışarıda kış sert, içeride olması gerektiği gibi. Yavaşladım. Kendime döndüm. Dürtüsel davranmamak için stratejiler belirledim. Şöyle hissettiğimde elini tutabilir miyim dediğim dostlarım var. Hemen her gün halimden haber veriyorum. Dün birine yazdım. Saatler sonra yanıtladı. Dedi ki: o kadar net ifade ediyorsun ki, ihtiyacını, duygunu, yasını ve kendine takdirini, ben buraya verecek empati bulamıyorum, sessiz empatide kalmayı tercih ettim ama bunu yazmakta geç kaldım. Geç kalmadı aslında. Anlaşmamız şuydu çünkü ben ihtiyaç duydukça elimi uzatacaktım. Yazarak zihnimi yatıştıracaktım, eylemi ona yöneltecektim. Onun tanıklığından destek alacaktım. Öyle de yaptım. Bugün de sizi tanık tuttum kendime. Çünkü boşluğuna temas ettiğimde acıyan yerlerim var. Oraları hızla doldurmak mümkün değil. Damla damla akıyor. Ben istiyorum ki damla damla akmasın, gürül gürül gelsin dolsun kovam. Dışarıda zemheri kış var. Kaynaklar o kadar bol değil ama olacak. Dün arkadaşıma da dediğim gibi, bahar gelecek. Kuru dallarımıza can verecek. Eh şimdi finale bir kapanış şarkısı alabilirim.
9 Ocak 2026 Cuma
Yılın ilk hedefi
6 Ocak 2026 Salı
Bir Yakınlaşma Meselesi
Bir arkadaşımın önerisi üzerine Bir Aile Meselesi'ni dinlemeye başlamıştım. Pazar günü başlayan ve beni dayak yemiş gibi hissettiren soğuk algınlığı nedeniyle modum, enerjik, yaşam sevincim düşünce birkaç bölüm daha dinleyeyim dedim. Dinlediğim bölümlerden birinin adı: Sorularla Yakınlık idi. Arthur Aron ve çalışma arkadaşlarının hazırladığı 36 soru, birbirini daha yakından tanımaya dair vaatler içeriyor. İşte buna inanıyorum. Çünkü ister arkadaşlık, ister sevgililik, ister ebeveynlik her ilişki bir niyet meselesi. Zaman, emek, sabır, dinleme hevesi meselesi. Bölümü dinledim. İnternetten soruları da buldum. Teşekkürler Evrim Ağacı. Soruları türkçeleştirmiş. Sizinle de paylaşıyorum. Alın ve geliştirmek istediğiniz ilişkilerde kullanın. Araştırmayla ilgili daha ayrıntılı yazı için buraya.
Soru Seti 1:
- Eğer ki Dünya'da var olmuş herhangi bir insanı akşam yemeğine davet edebilecek olsaydın, bu kim olurdu?
- Ünlü olmak ister miydin? Ne tür bir ünlü olmak isterdin?
- Bir telefon görüşmesi yapmadan önce, neler söyleyeceğin üzerinde prova yapar mısın? Neden?
- Senin için "kusursuz/harika" bir gün nasıl geçmelidir?
- En son kendi kendine ne zaman şarkı söyledin? Peki ya bir başkasına en son ne zaman şarkı söyledin?
- Eğer ki 90 yaşına kadar yaşayabilecek olsaydın ve hayatının son 60 yılında, ya 30 yaşındaki zihnini, ya 30 yaşındaki vücudunu seçmen gerekseydi, hangisini isterdin?
- Nasıl öleceğine dair bir tahminin var mı?
- Sen ve partnerin arasında ortak olan 3 özelliği say.
- Hayatında en çok minnettar olduğun şey nedir?
- Eğer ki çocukluğundaki yetiştirilme biçiminde değiştirebileceğin tek 1 şey olsaydı, bu ne olurdu?
- 4 dakikayı dolduracak şekilde, hayat hikayeni olabildiğince detaylı bir şekilde anlat.
- Eğer ki yarın yeni bir özellik ya da yetenek kazanmış şekilde uyanabilecek olsaydın, bu ne olurdu?
Soru Seti 2:
- Eğer ki kristal bir top seninle, yaşamınla, geleceğinle ya da herhangi bir diğer konu hakkında sana tek 1 gerçeği söyleyebilecek olsaydı, neyi bilmek isterdin?
- Uzun bir süredir yapmanın hayalini kurduğun herhangi bir şey var mı? Neden bugüne kadar yapmadın?
- Hayatındaki en büyük başarı nedir?
- Arkadaşlıkta en değer verdiğin şey nedir?
- Geçmişinde en değer verdiğin anın nedir?
- En kötü anın nedir?
- Eğer ki 1 yıl içerisinde aniden öleceğini bilseydin, şu anki yaşama biçiminde herhangi bir şeyi değiştirir miydin? Neden?
- Arkadaşlık senin için ne ifade ediyor?
- Aşk ve şefkat hayatında nasıl bir role sahip?
- Diyelim ki karşılıklı paylaşım senin partnerinde pozitif olarak değerlendirdiğin bir özellik. Partnerinle hangi 5 şeyi paylaşırdın?
- Ailen birbirine ne kadar yakın ve sıcaktır? Çocukluğunun diğer birçok insandan daha mutlu geçtiğini düşünüyor musun?
- Annenle ilişkin hakkında ne düşünüyorsun?
Soru Seti 3:
- Birbirinize 3 adet "biz" veya "ikimiz" cümlesi kurun. Cümlelerin gerçeği yansıtması gerektiğini unutmayın. Örneğin: "İkimiz de bu oda içerisindeyken şunu hissediyoruz:..."
- Bu cümleyi tamamlayın: "Şunu paylaşacağım biri olsun isterdim: ..."
- Eğer ki partnerinizle yakın bir arkadaş olacaksanız, lütfen onun bilmesi gerektiğini düşündüğünüz bir şeyi söyleyin.
- Partnerinize, onda sevdiğiniz hangi özelliğin olduğunu söyleyin. Bu sefer aşırı dürüst olun. Gerçekte sevmediğiniz veya henüz yeni tanıştığınız birine söylemeyeceğiniz şeyleri sevdiğinizi söylemekten kaçının.
- Partnerinize, hayatınızda utanç duyduğunuz bir anınızı anlatın.
- Diğer bir insan önünde en son ne zaman ağladınız? Kendi kendinize en son ne zaman ağladınız?
- Partnerinize, onda çoktan sevdiğiniz hangi özelliğin olduğunu söyleyin.
- Hangi konu, hakkında şaka yapılamayacak kadar ciddidir (eğer böyle bir konu varsa)?
- Bu akşam, hiç kimseyle irtibata geçemeden ölecek olsaydınız, birine söylemediğiniz için pişmanlık olacağını şey nedir? Bu şeyi neden o kişiye çoktan söylemediniz?
- Eviniz, içinde sahip olduğunuz her şeyle birlikte yanıyor! Sevdiğiniz kişileri ve hayvanları (ve diğer canlıları) kurtardıktan sonra, sadece 1 objeyi kurtarabilecek kadar vaktiniz olduğunu fark ediyorsunuz. Neyi kurtarırdınız? Neden?
- Ailenizdeki tüm kişiler arasında, kimin ölümünün fikri size en rahatsızlık verici geliyor? Neden?
- Kişisel bir sorununuzdan bahsedin ve partnerinizin bu sorunla nasıl başa çıkacağıyla ilgili tavsiyelerde bulunmasını isteyin. Ayrıca partnerinizden, bu sorunu halletmeye çalışırken dışarıya neler yansıttığınızı (dışarıya nasıl göründüğünüzü) anlatmasını isteyin.
30 Aralık 2025 Salı
Ara-lık: 8
Geri sayım başladı!
2025'i de paketleyip rafa kaldıracağız. Geriye dönüp nasıl bir yıl olduğunu hatırlamaya çalışacağım.
Ocak
Sene başında bu yıl daha çok okumaya, okuma notlarını daha çok paylaşmaya niyet etmiştim. Daha çok Şiddetsiz İletişim Kitaplığı eserlerine dadanmaya. Yılın ilk kitabı, Liv Larsson'dan Kızgınlık, Suçluluk & Utanç idi. Yarım kaldı ama bunlar daha çok kaynak kitaplar bana göre. Bu öğrenilmiş kalıplara şiddetsiz iletişim ışığında bakmak, mesajları karşılanmayan ihtiyaçlar ve duygulara dönüştürmeyi öğreten ipuçlarıyla dolu kaynaklar.
Maya'nın Rüyası çıktı. Okuma serüveninin başındaki çocuklar için yazdığım bol resimli bir çocuk hikâyesi. Çizimler Burcu Firdevs Demirağ'a ait. Sempatik bir öykü. Dağıtım zayıf. Yalnızca Klaros Yayınları'nın shopier hesabında.
Pelin ve Küçük Dostu Karamel ikinci baskıyı yaptı.
Bu iki kitapla birlikte yazar soyadımı da değiştirdim.
Çanakkale'de bir p4c atölyesine konuk olarak katıldım. Çocuklarla buluştum. Pelin ve Küçük Dostu Karamel kitabında yer alan Kar Küresi öyküsü üzerinden duygular üzerine sohbet ettik. Düşüncelerin yol açtığı tetiklenmeleri ve karmaşayı kar küresi metaforuyla aktarmaya çalıştık. Öykünün muradı da buydu çünkü.
Reformer pilatese başladım. Haftada bir. Küçük ama en azından bir adım.
Yarı yıl tatilinde Bansko'ya gittim. Kaymayan kar tatilcileri kontenjanından.
Şubat
Antep'e gittim. Başkanlar Konseyi vesilesiyle. Toplantılardan arda kalan zamanda çarşıyı ve Zeugma müzesini gezip lezzetli kebaplar ve baklavalar tattım.
Şiddetsiz İletişim Yıllık programına devam etmeye devam ettim.
Mart
Ameliyat oldum ve yavaşladım.
Nisan
Pelin ve Küçük Dostu Karamel kitabını okuyan Gazi Ortaokulu 5. sınıf öğrencileriyle buluştuk.
Ev aradım. Yatırımlık ya da yuvalık.
Mayıs
Aradığım evi buldum. Taşınmaya da karar verdik. LGS, mezuniyet çıksın aradan diye bekledik.
Haziran
Fazlalıkları ayıklamaya başladım yavaş yavaş. LGS, diploma töreni, mezuniyet balosu bitti, gitti. Annem düştü. Oturma kemiğini kırdı. Büyük badire atlattık. Ameliyatsız yırttı. Taşındık.
Temmuz
Yaz başladı. Günübirlik Assos, Dedeağaç kaçamakları, arkadaş buluşmaları... Eve ağır ağır yerleştik. Eksikler tamamlandı.
Ağustos
Anadolu Lisesi'nden arkadaşlarla kavuşmacalar. Yaz tatilinin en güzel hediyesi, birlikte büyüdüğüm arkadaşlarımla buluşmak. Bu zahmetsiz olmuyor tabi. Arkadaşlığı sürdürmek bir seçim çünkü. Emek, zaman ve kararlılık isteyen bir seçim. 38 yıldır yapıyoruz. Dile kolay.
Kızımla baş başa kısa tatil Kuzey Ege kıyılarında.
Çanakkale cayır cayır yandı, gözlerimizin önünde. Çaresizlik çok fena.
Eylül
Yeni evimizin küçük bahçesinde sofralar kurduk, kaldırdık, kerelerce. Çok şükür.
Hoş geldin yeni yaş.
Prof. Dr. Rüstem Aslan'ın Homeros Destanları'nda yapay zeka başlıklı sunumunu izledim. Destandan dizeler eşliğinde dünün düşünün, bugünün otomasyon gerçeğine dönüşünü dinledim.
Diyarbakır'a gittik, Uluslararası TDB Kongresi ve Başkanlar Konseyi'ne. Sosyal program da sur içi de keyifliydi. Buradan dört aile gittiğimiz için de ekstra zevkli.
Ekim
Doktorun tanıdığı fiziksel aktivite sınırlılığı süresi bitti. Kilo mu aldın sen! Reformer pilatese başlandı. Dersler aksıyor. Yeni bir yol bulmak gerek.
İstanbul'da 25. yıl yemeği yendi. Fakülteden arkadaşlarla.
Oda olarak günübirlik Dedeağaç turuna gittik. Hafızaya nakşettik neşeli hatıraları.
Biga Kampüs Koleji öğrencileriyle bir araya geldik. Pelin ve Karamel çevresini genişletiyor.
Seyfi Bey oyununu izledim.
Kasım
Üç aylığına fitness salonuna kaydoldum. Düzenli de gidiyorum maşallah.
Meslekte 25. yıl. Nasıl geçti habersiz. Hem İstanbul Diş Hekimleri Odası'ndan hem de kendi odamdan plaket aldım. Odamızın kuruluşunun da 25. yılıydı. Bir plaket de odaya emek veren yöneticiler arasında olduğum için aldım.
İstanbul'da geçirdiğim hafta sonu, bizim burada düzenlediğimiz sempozyum ikisi de çok keyifli geçti, buluşmalı, kavuşmalı, gülmeli, öğrenmeli.
Aralık
Noel pazarları için Wroclaw, Dresden ve Prag'ı gezdim. Arkadaşlarımla bir arada olmak, süslemelerin, ışıkların arasında gezinmek, evden uzaklaşmak, tek başıma seyahat etmek iyi geldi, hem de çok iyi.
Arkadaşlarla bir arada olma fırsatları yarattım bol bol. Yatılı misafir ağırladım. Gece yürüyüşlerine çıktım. Kahveler içtim, biralar...
Bol bol spor yaptım.
Yeni yılda neleri bırakmak istediğime dair düşündüm, düşünüyorum.
İçimde hangi ihtiyaçlar canlı onlara bakıyorum. Ağırlıyorum. En baskın olanlar: yakınlık, sevgi, güven, destek, uyum, kolaylık... Bu liste uzar gider.
Bunlar hepimiz için biricik ihtiyaçlar çok insani ve gerekli. Bunları gidermek için belli stratejilere saplanmamaya niyet ediyorum bir süredir. Bunları gidermek için yaptıklarımdan utanmamayı, suçluluk duymamayı, pişmanlık geliştirmemeyi deneyimliyorum. Düşünceler fazlaca dile gelirse, zihnimden çıkıp ihtiyaçlarımı anımsıyorum. Neleri özlediğimi. Yeni yılda da tutacağım yol bu olacak, sanırım.
Öğle arası, ekspres bir tur attım 2025 içinde. Sizi de izleyici kıldım geçen bir yıla.
28 Aralık 2025 Pazar
Ara-lık: 7
2025'in son pazarı.
Evde yalnız uyandım. Pardon patili oğluşumla. Eskisi gibi deli değil geceleri. Bir anda hoplayıp zıplayıp avlanmak ya da oyun oynamak istemiyor. Edebiyle uyuyor ayak ucunda. Ne zaman meditasyon yapsam yatakta uzanarak, geliyor, kalbimin üzerine oturuyor, sektirmeden. Anlam arıyorum haliyle. Vay be diyorum hisli hayvan, çekiliyor meditatif kanallara.
Her gün bir mektup, bir arkadaş buluşması serim devam ediyor. Bugün dördüncü gün. Bir iki arkadaşımı yokladım. Uymadı. Gün uzun daha. Kendimle date fikri uyandı sonra yavaş yavaş, serpildi, filizlendi.
Ağır ağır karıştım güne. Uzun uzun yattım yatağımda, gerindim. Sevdiğim şarkıları dinledim. Renklileri attım makineye formalar, önlükler yıkanırken banyoya girdim. Tepemden aşağı akan sıcak suyun tadını çıkardım. Saçlarımı kuruttum. Giyindim. Odaya yayılan kağıt ve plastik çöpleri ayıkladım. Ayna önü kozmetikleri dizdim, sıraladım. Tasnif mühim şey. Makyaj yaptım. Dedim ya date'e çıkacağım.
Dün arkadaşımın hediye ettiği kırmızı ruju sürdüm. Açarken paketi sordum. Yanında konuştuk mu diye? Şu yaşa, düne değin, bir kırmızı rujum olmadı şu hayatta. Şeftali, bronz tonlarını tercih ettim, varla yok arası, doğal. Bu yaz bir akşam yemeğine giderken kızım kırmızı rujunu verdi bana. Sürdüm ama hem yadırgadım hem de ucuzuna kaçmış evladım yemek yerken, dudaklarımı peçeteyle silerken pul pul soyuldu. Anladım peçetede kalan izden. Gittim tuvalete ve sildim. Dudaklarım eski doğallığına kavuştu ama orada açıldı mevzu. "Nasıl yani senin hiç kırmızı rujun olmadı mı?" Kızım alacaktı doğum günümde. Unuttu. Ama şahane hediyeler aldım bu yıl, şahane kadınlardan. Seneye sağlıkla, keyifle daha büyük kutlama yaparız umarım. Çünkü seneye, yarım asır, altın yıl dönümü... Dün bir kırmızı rujum oldu. Sürdüm dudaklarıma. Çay bardağında kalmadı izi. Ve dahi izmaritte. Sigara içmiyorum ben. İçmedim hiç. Tadına bakmışlığım var. Bir keresinde yemeğe çıktım arkadaşımla. Masa seçmek için sordum. Sigara içiyor musun diye. İçmiyormuş. İçeride oturduk. Kış geldi. Ellerim üşüyor, açık pencerelerin yanında. Kahve içmeye çıktığımız bir başka sefer, aklındaydı, sigara içmediğim. Umut, fakirin ekmeği.
Starbucks'tayım ben şimdi. Seviyorum burayı. İçeri girdiğim anda beni sarmalayacak kokunun hayaliyle adımlıyorum kordonu. Zihnimi açıyor, bilinçakışımı köpürtüyor. Kendisiymiş Gibi'de yer alan Bir Zarif Şemsiye öyküsünü burada yazdım. Bir deftere. Hemen hiç değiştirmem gerekmedi. Öylesine bütünlüklü çıktı, bir avazda. Okudun mu? Oku bence. Güzel bir öykü. Seversin belki. Belli mi olur.
Bak bu Ara-lık yazıları da güzel akıyor, burada, kendiliğinden, çabasız. Seviyorum bu akışkanlığı, zihnimin uçuş uçuş halini. Yıllar sonra sormuştum editörüme. İlk dosyaya neden şans verdiğini. Sonrası uzun bir sessizlikti çünkü. Hiç düşünmemiş miydi, yanlış yere zar attığını. Kalemin uçuş uçuş demişti.
Son zamanlarda içim de uçuş uçuş sevgili okur. Umut, dedim, anlamışsındır. Bu yaşta, bu deneyimle seçimlerime sahip çıkıyorum elbette. İyi, neşeli olma halimi bırakmıyorum kimsenin ellerine, insafına. Bir yakıt olarak kullanıyorum duygularımı. İçsel canlılığımın arttığını fark ediyorum, seviniyorum. Tadını çıkarıyorum bu halin ve sık sık "parlıyorsun" dendiğini işitiyorum. Botoks, cilt bakımı, sırrımı sorgulayan bile çıktı. Ortada sır yok. Bir dışsal işlem de. Keyfim yerinde hepsi, bu.
Ben şimdi Starbucks'tayım. Arkada dozunda bir müzik. Süt köpürtmek için kullanılan buhar sesi yükseliyor, tıkırtılar, şıkırtılar... Ders çalışıyor ahali. Kulaklarında kulaklıklar. Ben de çalışıyorum bir nevi. Telefon elimde, bilgisayar niyetine, tek parmağın efendisiyim, kelimelerin terbiyecisiyim. Dün üçüncü mektubu yazdım. Yanıt gelmedi henüz. Meraktayım. Potkalım vardı mı, denize kıyısı olmayan kentin yakışıklısına. Bilmiyorum ama tedirgin değilim ya da kaygılı. Eylemlerimden ben sorumluyum sevgili okur. Azmettiren yok.
Bugün kime yazacağımı düşünüyorum, belki bir başka blogger arkadaşım olur. Çünkü yaşasın blogdaşlık. Kızım eve geçer birkaç saate. Stranger Things izleme hevesinde. Hazır dışarı çıkmışken bir, iki hediye almalıyım. Salı günü yılbaşı arifesi yemeğine davetliyim. Kırmızı ruj alan arkadaşım ve ailesine. Oğluyla kanka sayılırız. İki aydır görmüyorum. Zamanı gelmiş. Mutlu bir oğlan. Kulaklarımla duydum. İngilizce öğretmeni sorunca "Nasılsın?" diye "Happy" diye yanıtlıyor. Mutlu olalım bu yıl ve gelecek olanlarda. Bize keyif, mutluluk, huzur veren ilişkileri sürdürelim, bağı keselim diğerleriyle.
